Tuesday, August 14, 2007

Toplu taşıma araçlarında utanmadan, sıkılmadan gaz çıkaran magandalar! Poponuz kopsun emi!!

Monday, August 6, 2007

"Bence istanbul'da yaşayan herkes bir sınavdan geçirilmeli...
bu şehirde yaşamaya layık mı değil mi diye, başarılı olanlara sertifika verilmeli, olmayanlar ise derhal şutlanmalı...
Gün içerisinde yerlere tüküren, yiyecek-içecek kağıdı atan, su şişelerini otobüs camından son sürat giderken savuran... vs. o kadar maganda var ki bu canım şehirde tahmin edemezsiniz...
Hergün karşılaştığım bu insanlar zaten gergin olan sinir yaylarımı kopmaya yakın hale getiriyorlar, sen ne yaptığını sanıyosun!!?? diye kükremek istiyorum üzerlerine... yapamıyorum, niye mi? birincisi etraf sizin yaşam tercihlerinize küfretmek için pozisyon arayan insanlarla dolu, üstelik sizi sinirlendiren bu ayılığı zaten göstermiş olan şahsın aynı iğrençliği size doğru afkurmayacağı ne malum?? ikincisi ben bir bayanım ve etrafımda o kadar erkek varken bana düşmemeli diyorum, utanıyorum hakikaten bu insanlara aldırmayanlardan, benim için eziliyor o çöp atıldığında salyalı tükrükler etrafa saçılınca... ne biçim insanlar var bu güzelim şehirde...
en berbatı da ne mi??
çöpü fırkattığı o pis elli bu magandalar ile yanyana oturmak zorunda kalıyor olmanız:(("

Sunday, August 5, 2007

"Hafta sonu TV de bir program izledim. Bu seyrettiğim ikinci bölümüydü. Türkiyeli en meşhur caponumuz Ayumi sunuyor programı ve Türkiye’de yaşamayı seçen yabancıların evlerine gidiyor, geziyor ve “neden Türkiye?” diye soruyor. Bu haftaki konuğu Alex Dave isimli aslen Amerikalı ama 10 yıldır Türkiyeli ve artık Türk gibi hissediyorum diyen 28 yaşlarında bir beydi. Önce kim olduğunu çıkaramadım, Ayuminin sorularına verdiği akıllıca cevaplar ve aksanı birazıcık bozuk dahi olsa kurduğu mantıklı Türkçe cümleler programın ilerleyen dakikalarını da merakla izlememi sağladı

Efendim, Alex Dave ilk önce ailesi ile çocukken gelmiş Türkiye’ye. Önce alışamamış ve geri dönmüş Amerika’ya. İkinci kez ve daha büyüdüğünde geldiğinde ise buraya yerleşmeye karar vermiş. Mesleği İngilizce öğretmenliği kim bilir belki de dil eğitimine dair incelikleri bilmek Türkçe öğrenmedeki azmi ile birleşince bu raddeye gelmiş. Konuşmalarında seçtiği kelimeler sıradan bir vatandaşımızın günlük hayatında kullandığı kelime hazinesinden daha genişti. Ayumi yanında fark edilir derece de yabancı kaldı. Özellikle hırs ve heves kelimelerini farklarıyla kullanması beni çok etkiledi.

Alex Dave İngilizce dersleri vermesinin yanı sıra arkadaşlarının teklifiyle dublajda da görev almış, son olarak da sağır oda da ajan olarak rol oynamış. (Ben de o an çıkardım kim olduğunu) Tabii orda aksanını iyice bozuyor rol icabı. Normalde kullandığı Türkçe, Karadenizlileri andırıyor. Hakikaten de Laz mısın diye soranlar oluyormuş. O da bazen “evet Bayburtluyum” diyormuş : )) Ayumi ne dese beğenirsiniz “ben de Eskişehirliyim diyorum” ( bu kısımda koptum gerçekten, zira Eskişehir civarında tatar kökenli ve çekik gözlü vatandaşlarımız yaşıyor, ama sen aksandan fena kaybediyorsun Ayumicim bence Alexden ders almalısın :P)

Alex, Türkçe öğrenmeye özel dersler alarak başlamış, ne kadar hırslı ve hevesli olduğu konuşurken bile anlaşılıyordu, kütüphanesinde pek çok roman vardı Orhan pamuk ismi dikkatimi çekti ayrıca tam bir Tanpınar hayranı, konuşmasında ondan alıntılar yaptı. "Türkler çok sıcaklar yıllar sonra yolda karşılaşında 'aaaaa nasılsın nerelerdesin yahu' diyerek nasıl candan sarılıyorlar" deyip gülümsüyor ve oldukça imrenerek bakıyor Türk kültürüne. Ve itiraf ediyor "Amerika'ya ziyaret yaptığımda (Böyle konuşuyor, Amerika'ya ziyarete gidiyor, Türkiye'ye dönüyorum"! ilginç dimi) aileme kızıyorum, oturuyoruz mesela, 'hani çay kahve hani ikram' diyorum, onlar da 'kalk dolaptan ne istiyorsan al' diyorlar, o zaman düşünüyorum 'hımmm evet bu bir Türk adetiydi' diyorum, sanırım artık Türkleştim" diyor.

Evet bütün bunları neden anlattım, zira Alex beyefendinin konuşmasında bir şey çok dikkatimi çekti ve çok etkilendim, Osmanlıca merakı varmış ve ne dedi biliyor musunuz “bence Türkçenin Osmanlıcadan farkı yok ve bence yaşatılması gereken bir dil, örneğin bir ‘teveccühünüz efendim’ kelimesini özellikle günlük hayatımda kullanıyorum, insanlar buna şaşırıyorlar ama bence bu kelimelerin yaşatılması gerekli”
Dedi…

Bir yabancının özellikle dil konusunda cahil ve tembel oluklarına inandığımız Amerikalılardan (Alex de bu tembelliği itiraf etti) birinin bizim dilimizi korumak için gayreti beni hayrete düşürdü. Gençliğimizin ve farkında olmadan aslında hepimizin el birliği ile öz Türkçemizi nasıl katlettiğimizi, dilimizi nasıl öldürdüğümüzü fark ettim.
Türkçemize sahip çıkmalıyız azizim, yoksa yakında bir yabancı gelip çocuklarımıza dil dersi verecek…"

Not: Teveccühünüz kelimesinin Arapça bir kelime olduğunu sen okuyucu gibi ben de biliyorum, ama bu onu Osmanlıcanın ve günümüz Türkçesinin nadide ve önemli bir kelimesi yapmaktan çıkarmaz sen de bunu bil…

Saturday, August 4, 2007

"Yakın bir bayan arkadaşım kadın tarihinde bir inanılmazı gerçekleştirdi. Ne mi düşünüyorum! Kesinlikle takdir ediyorum, inanılmaz buluyorum, çevremde hiç böyle bir şeyi ne duymuş ne de rastlamıştım. Ona da söyledim bu düşüncelerimi. Sevindi tabi cesaretlendi…
Ne mi yaptı arkadaş, iki yıldır çok beğendiği, tanıştığı ve arkadaşı olduğu ama duygusal anlamda kendisinin farkında olmadığına inandığı bir erkek arkadaşı bir yere çaya davet etti ve kendisi için hazırladığı özel bir hediyeyi takdim etti. Sebepsiz sadece içindeki hisleri güzel bir şekilde kontrol edebilmek içindi. Amacı sadece kendini fark ettirmekti. Daha fazlası ona yakışmazdı ve o da bunu biliyordu. her ikisi de iyi arkadaş, güzel insanlar. Umarım iyi olur, gerçekten arkadaşım adına çok mutluyum, o da öyle…
Üzerine düşen görevi yerine getirdiği inancında ve içini bir huzur kaplamış vaziyette. “Kendi kendimi yemektense adımımı atayım istedim” diyor erkeklerin hanımlara teklif götürürken ne karın ağrıları çektiklerini hep birlikte bu kız arkadaşta test etmiş olduk, epey senaryo yazdık dalga geçtik ama gerçekten zor işmiş vesselam,
bu yazıyı okuyan pek çok kişi bunu sindiremeyecektir, biliyorum bir kaç yıl önceki ben olsaydım belki ben de yadırgardım, şimdi neden tuhafıma gitmiyor bilemiyorum, bu iyi bir şey değil de ben mi esnekleştim hayır, çünkü ben hz. Hatice'yi de biliyorum, sevginin evrensel ve kutsal, saf bir duygu olduğuna inanıyorum, kirletilmesine ise kesinlikle karşıyım...
Arkadaşım umarım hayırlı ve mutlu bir son olur, olmasa dahi üzülme, sen çok iyi ve güzel bir arkadaşsın ve emin ol senin mutlu olmana senden sonra sevinecek ikinci insan ben olacağım!"

çimde koca bir boşluk var sanki bir zamanlar bir arkadaş söylemişti “içi boş bir çınar gibiyim dimdik duruyorum ama nafile içim boş” demişti.

Kendimi bir boşlukta yüzüyor gibi hissediyorum. Ağlamak dahi doldurmuyor içimi.

Bu gece gördüğüm rüya da her şeyin tuzu biberi oldu.

Bir şeyler yapıyorsunuz ortamınızda. İyisiniz de yaptığınız işte. Ama sizi fark etmesini istediğiniz insanlar bırakın sizi takdir etmeyi, sizi görmezden dahi geliyorlar, tam 1 senedir bunun sıkıntısını yaşayıp her hatırladığımda “Neden? Neden??” diye kendimi yemekten bıktım usandım artık.

Birileri neden çıkıp açıklama yapmıyor bana. Hak ettiğim fırsatları neden başkaları elde ediyor, tek başıma savaşmaktan bıktım artık, motivasyonumu yitirdiğimi hissediyorum. Beni kamçılayan hiçbir şey kalmadı sanki.

Rüyam da işte tam bununla ilgiliydi. Hak ettiğime inandığı fırsatlar için beklediğim açıklamayı yapıyordu birileri. Uyanınca ağladım, ağladım… Akşam da sinirlerim bozulmuştu ve ağlayarak uyumuştum.

Allahım! Artık refah istiyorum sen yardım et!"

"Kavuran 39. derece sıcaklardan sonra gecen hafta gelen serinlik insanı biraz olsun rahatlattı.

Bu rahatlık günlerinden birinde tramvaydayım efendim, karşıma iki hanım oturdu, toplasanız iki karış kumaş giymişler, tramvayda da klima çalışıyor haliyle.

Başladılar söylenmeye “hava zaten serinmiş, klimaya ne gerek varmış” mışmış da mış…

Serin dediği hava da 30 derece...

Kusura bakmayın hatunlar, normal giyinen insanlar için hava oldukça sıcak ve klima da yersiz değil…"

Friday, August 3, 2007

"Karşıya geçmek için düğmeye basınız" İşlek caddelerde yayaların karşıdan karşıya geçmeleri için konulmuş bir elektronik sistem, öncelik araç trafiğine ait tutulduğu, yayaların pek sık geçmediği var sayıldığı ana caddelerde çoğunluktadır. Işığa gelirsiniz bekle babam bekle 90 bilemediniz 100 saniye bile geçmesi gerekebilir, üstelik geri sayım da yapılmaz, göremezsiniz ne kadar kaldığını...
işte bu sıkıntıyı gidermek için konulmuştur bu düğmeler, caddenin her iki yanında da olur ki ikisine de aynı zaman diliminde basıldığında, elektronik sistem otomatik olarak yayaya öncelik tanır...
Gelelim yazımızın ana fikrine....
Gözünün içine bakabaka düğmeye bastığım karşıdaki vatandaşların eli bir türlü gitmez düğmeye, deli ederler adamı, be mübarek bassana işte!! sen de bekleme ben de... işimize gücümüze gidelim, şu sıcakta güneşin alnında revamı yaptığın, yani kasıt var dicem tanışmıyoruz bile, elimin düğmeden inmediğini görüyosun da, sen nie zahmet edip kolunu kaldırıp yanıbaşındaki düğmeye bikerecik dokunmuyosun hayret bişi!! tamam senin canın ışıkta beklemek istiyo olabilir, sen bekle, yansa da bekle... ama benim otobüse yetişmem lazım kardeşim!!!"